3 Nisan 2016 Pazar

Kuyuda

Orman içinde bir yolda yürüyordun. Yanında birileri de vardı ya da belki de kimse yoktu, anımsamıyorsun, belki de aslında yalnızdın. Ya da yanında birilerinin olduğunu sanıyordun yürürken. Sonra nasıl olduysa yoldan dışarı çıkıp ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladın. Yol dışına çıktığın zaman da yanında birileri var mıydı, bilmiyorsun. Konuşup bir şeyler anlattığını, neşelendiğini anımsıyorsun. Yanındakiler de konuşuyordu galiba, emin değilsin. Dedim ya, belki de yanında kimse yoktu aslında. Ama moralin iyiydi. Hava kararmaktaydı, onu anımsıyorsun. Ama sorun değildi, moralin iyiyse, yanında da birileri varsa, sorun olmazdı. Gece bile sorun olmazdı. Sonra nasıl olduysa, bir kuyunun içine yuvarlandın. Kuyunun dibinde buldun kendini. Yukarı doğru baktın, kuyunun ağzı görünüyordu ve giderek kararan gökyüzünden bir tutam ışık geliyordu içeri doğru. Çıkmak için biraz çabaladın. Ama olmadı. Belki biraz daha uğraşsan olurdu, ama gücün yetmedi. Ya da yeterince çaba göstermedin. Yürürken de çevrende sesler vardı, belki yanında olanların sesleriydi onlar, belki de yalnızdın aslında, tam anımsamıyorsun. Şimdi kuyunun dibindeyken yine sesler geliyor, ama o sesler yanında olanların sesleri mi, yoksa ormanın kendi doğal sesi, hışırtısı, uğultusu mu, bilemiyorsun, ayırt edemiyorsun. Belki de dışarıda kimse yok. Şu anda kuyunun dibindesin. Kurtulmak için çaba gösterme isteğin yavaş yavaş kayboluyor. Hava yetersiz galiba, belki de gücün ondan tükeniyor ya da başka bir şey var insanın solumasını engelleyen. Giderek gözkapaklarının üstüne bir ağırlık çöküyor.

Hiç yorum yok: