18 Ocak 2014 Cumartesi

Her şeyi sadece senin için yaptım.

Olmaz ya, diyelim ki oldu; çok "kötü" bir okula düştün öğretmen olarak, bütün koşullar kötü, yokluk-yoksulluk bir yandan, öğrencinin seni “takmayışı”, velilerin umursamazlığı, diğer öğretmenlerin boşvermişliği öte yandan… O koşullarda bile, dersine girdiğin sınıfların sadece birinde ve sadece bir tane öğrenci olduğunu ve ileride seni çok mutlu edecek bir birikimle karşına çıkarak “Öğretmenim, her şey aslında sizin sayenizde oldu. Belki siz farkında değildiniz, ama benim üzerimde çok büyük bir etkiniz oldu, sizin ışığınız sayesinde ben okula çok sarıldım ve bugün geldiğim yere sizin bizi yüreklendirmeniz sayesinde geldim” diyeceğini hayal et. Düşün ki, karşında duran öğrencilerden hangisinin ileride bu sözleri söyleyeceğini bilmiyorsun. Hiç tahmin etmediğin bir öğrencin olabilir o. Belki şu en önde oturup dersini pür dikkat dinleyen tek öğrencidir o, ama belki de o değildir, o en yaramaz gibi görünen ve sınıfta en çok sorun çıkartandır belki de. Belki o da değildir, hiç sesi çıkmayan, senin hiç dikkatini çekmemiş, sınıfta ağzını bile açmayan bir öğrencindir. Yani demem o ki, senin düşündüğünden de ileri noktalara gidecek, alanında çok önemli yerlere gelecek, senin büyük bir gururla kendisine sarılacağın o öğrencinin şu anda karşında duran öğrencilerden hangisi olduğunu bilmiyorsun. Yeniden vurgulamak isterim: Ben olası en kötü koşullara sahip bir okulda çalıştığını düşünerek söylüyorum bunları. Daha iyi koşullara sahip bir okuldaysan, ileride karşına çıkarak seni gururlandıracak öğrenci sayısı bir değildir zaten, çok öğrencin olacaktır seni mutlu edecek. Ama ben en kötüsünü düşünerek, en “kötü” okulda çalıştığını düşünerek, yani en kötü senaryoya göre konuşuyorum. Eğer ki, o kadar olumsuz koşullarda senin emeğin sayesinde bir tanecik öğrenci, sadece bir tane öğrenci ileride seni gururlandıracaksa, emin ol, söylediklerim dikkate almaya değer. Varsay ki, diğer tüm öğrenciler için yaptıkların hiçbir işe yaramayacak (olmaz ama, mutlaka işe yarar, ama dedim ya, ben en kötüsüne göre konuşuyorum şimdi), ama şu anda kim olduğunu bilmediğin bir öğrenci ileride çok önemli bir yerde seni gerçekten de gururlandıracak işler yapacak; işte o tek öğrenci için bütün öğrencilerine büyük bir sabırla ve özveriyle yaklaşarak, bıkmadan ve yorulmadan, sevgiyle çaba göstermeye değer. Kendi kendine hep şöyle düşün: “Şu anda ne yapıyorsam, bir tek senin için yapıyorum. Bütün bu olumsuzluklara sadece senin için katlanıyorum. Çok çalışıyorum, kendimi sürekli yeniliyorum. Bunun karşılığında, senden iyi bir insan olarak yetişmeni, halkın dostu, bilimin öncüsü, emeğe saygılı, yaratan, üreten ve paylaşan bir insan olmanı bekliyorum. İçinizden bir tek öğrenci bu hedefime uygun bir insan olarak yetişse bile dünyalar benim olur ve tüm emeklerime değer.” Bütün bu süreçte, yani okulda öğretmeni olduğun süreçte, beklediklerinin karşılığını, ektiklerinin meyvesini göremeyebilirsin. Bunu baştan bilmelisin. Eğitim zaten böyle bir şey. Bazen öğrencilere verdiklerimizin karşılığını çok uzun yıllar sonra alabiliriz.

Ben otuz yıllık bir öğretmenim. Bu yazdıklarımı deneyimime dayanarak söylüyorum. Tabii, verdiklerimin karşılığını öğretmenliğim sırasında gördüğüm çok olmuştur. Ama öyle sınıflardan öyle tahmin etmediğim öğrenciler olmuştur ki, yıllar sonra beni arayıp bulmuşlar ve bana yukarıdakine benzer sözler söylemişlerdir: “Öğretmenim, ben sizin sayenizde buraya geldim. Size minnet borçluyum, ben size teşekkür etmeye geldim.” O anki keyfim tarif edilemez.

O tek öğrenciyi düşün ve kendi kendine de ki, “Her ne yapıyorsam, her şeyi bir tek senin için yapıyorum, yaptım. Biliyorum ki, içinizden biri bir gün tüm emeklerimin bir anlamı ve değeri olduğunu bana mutlaka gösterecek."

Biliyor musun, ben her şeyi ama her şeyi sadece senin için yaptım.
Sadece senin için.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Her şeye karşın öğretmenliğin muhteşem keyifli bir meslek olduğunu öyle güzel anlatmışsınız ki... Yüreğinize sağlık...

Mustafa GÖKTAŞ dedi ki...

Harika bir yazı. Umutla, heyecanla, keyifle okudum. Huzurlu günler...