27 Ocak 2014 Pazartesi

Sessizlik

Sessizlik

bir yaz şafağında kuşlar ötmeye başladığında
şafağın sessizliğine hayat verirler,
konuşmada ara sessizliktir ve sessizlik
ötekinin konuşmamasıdır ya da
senin konuşmaktan vazgeçmendir ya da
senin gece yalnızlığın ve konuşacak kimsenin olmayışıdır,
ve sessizlik
hava durgunken ormanın tetikte beklemesi
ya da havada tehlike kokusu olduğu andır. Sessizlik
örter müziği, konuşmaları, savaş silahlarını. Sessizlik
taşların ve dağların türküsü, aşıkların konuşması,
şairlerin soluğu ve sesin dış yüzü
ta kendisidir sesin:


ölümün sessiz dünyasında sessizlik yoktur.


Stephan Brecht (Çeviren: Uğur Altunay)



Silence

when on a summer dawn the birds start calling
they bring to life the silence of the dawn,
a pause in speech is silence, and silence
when the other does not speak or
you refrain from speaking, or when
you are alone at night & have no one to speak to,
and silence
the waiting of the forest when the air is still
or there is danger in the air. Silence
envelops music, talk, the guns of battle. Silence,
the songs of stones & mountains, speech of lovers,
breath of poets, the outward shape of sound
is sound itself:


there is no silence in the soundless world of death.


Stephan Brecht

Orpheus'a Soneler

Orpheus'a Soneler
II, 29


Sayısız uzaklıkların sessiz dostu, duy
nefesin tüm bu boşlukları nasıl da büyütmekte.
Bırak, varlığın tıpkı bir çan gibi çınlatsın
geceyi. Senin yüzünden beslenen ne varsa

semiriyor kendine sunulan gıdadan.
Değişiklikleri yaşa, dışarda ve içerde.
Sana acı veren en büyük kayıp nedir?
Eğer içmek acıysa, o zaman sen kendin şarap ol.

Bu dipsiz karanlıkta, kuvvet ol
büyülü halkalarıyla çevreleyen duyularını,
onların gizemli yüzleşmelerinin duyusu ol.

Ve eğer ölümlüler anmıyorlarsa artık adını,
fısılda sessiz toprak anaya: Ben akmaktayım.
Seslen gürleyen suya: İşte varım.

Rainer Maria Rilke (Çeviri: Uğur Altunay)



____________________________

Yukarıdaki çeviriyi 2000 yılında yapıp İnternet ortamında ilk kez o zamanlar web tasarımcıları tarafından çok kullanılan Geocities altında yayımladım.  Sonraları Geocities şirketi Yahoo tarafından satın alındı ve tamamen kapatıldı.  Geocities altında yer alan tüm siteleri ise bazı uyanık girişimciler kopyalayıp Reocities ve benzer yeni site adları altında yayımlamışlar.  Dolayısıyla yukarıdaki çeviri o eski kopya sitelerde bugün de hâlâ bulunabilir.  2009 yılında "Orpheus'a Soneler" başlığıyla YKY yayını olarak bir çeviri kitap yayımlandı.  O kitabın 81. sayfasında yukarıdaki çevirinin  bir  alternatifi görülebilir.  Benim çevirimden oldukça farklıdır.

26 Ocak 2014 Pazar

12. Sone

12. Sone

Artık sen ebediyen yoksun. Artık yoksun.
Ebediyen, sanki yağmurların dindiği an gibi
Her gün gün doğmadan çok daha önce
Özlem acısının yüreğime batan iğneleriyle uyanıp
Kalkıyorum, giyiniyorum, soluk alıyorum ve düşünüyorum
Kalbin benim asla öğrenemediğim ne sırlar saklıyordu, kimbilir
Bana ulaşmayan sözlerin çınlıyor kulaklarımda
Eğilip ayakkabımın bağcıklarını bağlıyorum,
Saçlarımı tarıyorum yavaşça, çekmeceyi kapıyorum.
Ağzımdan çıkan sözler birden yüreğimi kavuruyor.
Kapıcı yine kapıma gazeteyi bırakmış,
Dudaklarımdan sözcükler dökülüyor, yavaş ve cılız.
Her zaman yaptığım şeyleri yapmaya çalışıyorum,
Kendimi kandırıyorum, hiçbir şeyin değişmediğini düşünerek.

Tom Bojeski (Çeviri: Uğur Altunay)



Sonnet XII

But you are gone forever. You are gone
Forever like the moment when the rain
Has ceased. And long before each separate dawn
The needles of sharp longing cause new pain.
I rise and dress and breathe, remembering
Your secret heart held thoughts I never knew.
All your lost words confront me with one ring
Of clarity. I bend and tie a shoe,
I slowly brush my hair, I close a drawer.
The words I speak hurt with a sudden flame.
I find the morning paper at the door,
I mouth each word; my speech is slow and lame.
I tend to things I always did before,
Performing them as if they were the same.

Tom Bojeski


________________________
Aslında bu çeviriyi yıllar önce yapıp yayımlamıştım. Ama bugün bir-iki dizede bazı değişiklikler yaptım. En yeni hali bu yani.

Bir Dağ




21 Ocak 2014 Salı

oysa sen solup sonsuzluğa ağıyorsun yine

sarı sözlerini kucaklayıp birlikteliklerimizin: damıtılıp geçmişe akıtılan
-sıcağı üstünde duruyor hâlâ: ama sen artık göremezsin
tükenmiş renklerini, ah sonlu sevdalarının: haleli
yüzünün solgunluğuna katıp böyle nereye apansız
'gitme papatya' diyorum, 'gitme': oysa sen solup sonsuzluğa ağıyorsun yine
sözlerim dağılıyor suya: üstüne de tek tek yaprakların senin
umarsızca izlemek öylece tek yapabileceğim
bu kaçıncı haykırışım balıkları çırpındıran: ama sen artık duyamazsın
'gitme papatya' diyorum usulca
biliyorum elinde değil ki senin de: yine bir ilkyaz bitti
'sarı çiçekler derme sevdiğine' son sözlerin: 'sarı ayrılık demek'
'bekle beni: bir dahaki ilkyaza yine gelirim'
'tohumlarını saçtığın bu yerde bekleyeceğim hep' diyorum: duymuyorsun
yüzünde tükenişin mi, sevincin mi olduğu bellisiz bir sarı gülümseme
sarı sözlerini kucaklayıp birlikteliklerimizin
gidiyorsun usulca


Uğur Altunay

18 Ocak 2014 Cumartesi

Her şeyi sadece senin için yaptım.

Olmaz ya, diyelim ki oldu; çok "kötü" bir okula düştün öğretmen olarak, bütün koşullar kötü, yokluk-yoksulluk bir yandan, öğrencinin seni “takmayışı”, velilerin umursamazlığı, diğer öğretmenlerin boşvermişliği öte yandan… O koşullarda bile, dersine girdiğin sınıfların sadece birinde ve sadece bir tane öğrenci olduğunu ve ileride seni çok mutlu edecek bir birikimle karşına çıkarak “Öğretmenim, her şey aslında sizin sayenizde oldu. Belki siz farkında değildiniz, ama benim üzerimde çok büyük bir etkiniz oldu, sizin ışığınız sayesinde ben okula çok sarıldım ve bugün geldiğim yere sizin bizi yüreklendirmeniz sayesinde geldim” diyeceğini hayal et. Düşün ki, karşında duran öğrencilerden hangisinin ileride bu sözleri söyleyeceğini bilmiyorsun. Hiç tahmin etmediğin bir öğrencin olabilir o. Belki şu en önde oturup dersini pür dikkat dinleyen tek öğrencidir o, ama belki de o değildir, o en yaramaz gibi görünen ve sınıfta en çok sorun çıkartandır belki de. Belki o da değildir, hiç sesi çıkmayan, senin hiç dikkatini çekmemiş, sınıfta ağzını bile açmayan bir öğrencindir. Yani demem o ki, senin düşündüğünden de ileri noktalara gidecek, alanında çok önemli yerlere gelecek, senin büyük bir gururla kendisine sarılacağın o öğrencinin şu anda karşında duran öğrencilerden hangisi olduğunu bilmiyorsun. Yeniden vurgulamak isterim: Ben olası en kötü koşullara sahip bir okulda çalıştığını düşünerek söylüyorum bunları. Daha iyi koşullara sahip bir okuldaysan, ileride karşına çıkarak seni gururlandıracak öğrenci sayısı bir değildir zaten, çok öğrencin olacaktır seni mutlu edecek. Ama ben en kötüsünü düşünerek, en “kötü” okulda çalıştığını düşünerek, yani en kötü senaryoya göre konuşuyorum. Eğer ki, o kadar olumsuz koşullarda senin emeğin sayesinde bir tanecik öğrenci, sadece bir tane öğrenci ileride seni gururlandıracaksa, emin ol, söylediklerim dikkate almaya değer. Varsay ki, diğer tüm öğrenciler için yaptıkların hiçbir işe yaramayacak (olmaz ama, mutlaka işe yarar, ama dedim ya, ben en kötüsüne göre konuşuyorum şimdi), ama şu anda kim olduğunu bilmediğin bir öğrenci ileride çok önemli bir yerde seni gerçekten de gururlandıracak işler yapacak; işte o tek öğrenci için bütün öğrencilerine büyük bir sabırla ve özveriyle yaklaşarak, bıkmadan ve yorulmadan, sevgiyle çaba göstermeye değer. Kendi kendine hep şöyle düşün: “Şu anda ne yapıyorsam, bir tek senin için yapıyorum. Bütün bu olumsuzluklara sadece senin için katlanıyorum. Çok çalışıyorum, kendimi sürekli yeniliyorum. Bunun karşılığında, senden iyi bir insan olarak yetişmeni, halkın dostu, bilimin öncüsü, emeğe saygılı, yaratan, üreten ve paylaşan bir insan olmanı bekliyorum. İçinizden bir tek öğrenci bu hedefime uygun bir insan olarak yetişse bile dünyalar benim olur ve tüm emeklerime değer.” Bütün bu süreçte, yani okulda öğretmeni olduğun süreçte, beklediklerinin karşılığını, ektiklerinin meyvesini göremeyebilirsin. Bunu baştan bilmelisin. Eğitim zaten böyle bir şey. Bazen öğrencilere verdiklerimizin karşılığını çok uzun yıllar sonra alabiliriz.

Ben otuz yıllık bir öğretmenim. Bu yazdıklarımı deneyimime dayanarak söylüyorum. Tabii, verdiklerimin karşılığını öğretmenliğim sırasında gördüğüm çok olmuştur. Ama öyle sınıflardan öyle tahmin etmediğim öğrenciler olmuştur ki, yıllar sonra beni arayıp bulmuşlar ve bana yukarıdakine benzer sözler söylemişlerdir: “Öğretmenim, ben sizin sayenizde buraya geldim. Size minnet borçluyum, ben size teşekkür etmeye geldim.” O anki keyfim tarif edilemez.

O tek öğrenciyi düşün ve kendi kendine de ki, “Her ne yapıyorsam, her şeyi bir tek senin için yapıyorum, yaptım. Biliyorum ki, içinizden biri bir gün tüm emeklerimin bir anlamı ve değeri olduğunu bana mutlaka gösterecek."

Biliyor musun, ben her şeyi ama her şeyi sadece senin için yaptım.
Sadece senin için.

Namus-kadın ilişkisi üzerine...

Namus asla kadınla ve kadın cinselliği ile ilgili bir kavram değildir. Bir kadın kendi isteğiyle başkası ile cinsel ilişkide bulunuyorsa, bu tamamen onun bileceği iştir, kimse karışamaz ve hiçbir şey söyleyemez. Başkasıyla cinsel ilişkide bulunan kadın evliyse, bu ancak kocasının onu boşaması için bir neden olabilir. O durumda bile başkalarını ilgilendirmez. Yani yetişkin bir insanın cinselliği ile namus asla ilişkilendirilemez. Herkesin bedeni kendine aittir ve onu nasıl kullanacağına ana-babası bile karışamaz. Bir kadın kendi rızası dışında ya da kandırılarak cinsel ilişkiye zorlanmışsa, bunun adı tecavüzdür ve o durumda bile namussuz olan kadın olmaz, namussuz olan erkektir. Namus başka bir şeydir yani, uygar bir insan namusu cinsellikle ilişkilendirmez. Namuslu insan başkasının emeğini sömürmez, sömürtmez. Namuslu insan kimsenin canına-malına kastetmez. Namuslu insan hakkı olmayan hiçbir şeye sahip olmaya çalışmaz, her şeyi emeğiyle, çabasıyla ve bilgisiyle kazanır. Namuslu insan doğaya, ormana, ağaca, akarsulara, durgun sulara, taşa, toprağa, hayvanlara, kuşlara, böceklere, vd. yaşamla ilgili bize geçmişten miras ne varsa hepsine saygıyla bakar ve onları koruyup geliştirir. Namuslu insan geçmişin mirası tarihi eserleri de korur. Namuslu insan, insanın üretimine dair ne varsa hepsine; sanata, edebiyata, bilime saygı duyar, sahip çıkar ve gelişip yayılması için çaba gösterir. Namuslu insan savaşa her koşulda karşı çıkar, hep barıştan yanadır. Namus kadının cinselliği değildir yani, asla değildir. Namus cinsellik dışında pek çok şeydir, ama asla kadının cinselliğiyle ilgili değildir, kadınla ilgili değildir, hiçbir kadın sadece kadın olduğu için hiçbir durumda namussuz olmaz.