25 Mayıs 2012 Cuma

Görmek ya da görmemek


Ben küçük bir çocukken, komşumuz üfürükçü bir adam vardı. Sokakta oyundan çağırdı beni bir gün. O anda evinde iki kadın vardı. Belli ki müşterileri. Şimdi söyleyeceğim şeyden de belli ki, kadınların evlerinde altınları varmış, çalınmış ya da kaybolmuş, üfürükçüye gelmişler, belki bulur diye. Neyse, adam beni bir masanın önüne oturttu. Mutfağa gidip bir bardak su getirdi ve önüme masanın üstüne koydu. Fısır fısır bir şeyler okuyup tesbih çekti uzunca süre. Sonra bana şöyle dedi: "Oğlum, suya dikkatle bak." Baktım. "Bir gardrop ve oraya doğru yaklaşan bir adam var, değil mi?" Baktım, yoktu. Bir şey diyemedim. "Adam dolaptan altın alıyor, değil mi?" Yine bir şey göremedim. Hatta, gözlerimi kısarak filan baktım, belki kendimi zorlarsam dediklerini görürüm diye. Olmadı, yine bir şey göremedim. Hiçbir şey diyemedim. "Oğlum baksana. Görmüyor musun?" Sesim çıkmayınca, başka türlü sordu bu kez: "Ne görüyorsun, onu söyle." Ben de, "Bardağı, suyu ve altındaki masa örtüsünü görüyorum," deyince, yanıma gelip bana bir şaplak attı ve beni dışarı attı. Oyundan başka bir çocuk çağırdı sonra. Öğrendim ki, benim göremediğimi o çocuk görmüş.

1 yorum:

Uğur Altunay dedi ki...

Uzun bir aradan sonra Yeryüzü Günlüğü'nü bugün yeniden açtım. 2012'nin ilk yazısı da bu olsun bakalım. Haydi hayırlısı!