25 Mayıs 2012 Cuma

Tez konusu arayanlara bir öneri

Tez konusu arayanlar aşağıdaki araştırma problemini yanıtlayabilirler:

Kafa tokuşturarak selamlaşma ile bir kolu dışarı sarkık biçimde araç kullanma, gece açık havada far yerine sis lambalarını yakma ya da renkli far kullanma (mavi, sarı, vd.) arasında bireylerin yaşına, eğitim durumuna, cinsiyetine, cibilliyetine ve siyasal eğilimine göre anlamlı ilişkiler var mıdır?
Probleme daha çok değişken katılabilir de, araştırmacı olarak mütevazı olup sınırlamak gerek. Diğer değişkenlere de sonraki araştırmacılar bakar artık.  Alt problemleri yazmadım; bilimsel yöntemi bilenler, problemden kolayca onları da çıkarabilirler.
Veri toplama araçları: Yapılandırılmış gözlem formu, anket ve yapılandırılmış görüşme formu.
Kullanılacak istatistiksel teknikler: Aritmetik ortalama, Frekans, Yüzde, Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı. 

Görmek ya da görmemek


Ben küçük bir çocukken, komşumuz üfürükçü bir adam vardı. Sokakta oyundan çağırdı beni bir gün. O anda evinde iki kadın vardı. Belli ki müşterileri. Şimdi söyleyeceğim şeyden de belli ki, kadınların evlerinde altınları varmış, çalınmış ya da kaybolmuş, üfürükçüye gelmişler, belki bulur diye. Neyse, adam beni bir masanın önüne oturttu. Mutfağa gidip bir bardak su getirdi ve önüme masanın üstüne koydu. Fısır fısır bir şeyler okuyup tesbih çekti uzunca süre. Sonra bana şöyle dedi: "Oğlum, suya dikkatle bak." Baktım. "Bir gardrop ve oraya doğru yaklaşan bir adam var, değil mi?" Baktım, yoktu. Bir şey diyemedim. "Adam dolaptan altın alıyor, değil mi?" Yine bir şey göremedim. Hatta, gözlerimi kısarak filan baktım, belki kendimi zorlarsam dediklerini görürüm diye. Olmadı, yine bir şey göremedim. Hiçbir şey diyemedim. "Oğlum baksana. Görmüyor musun?" Sesim çıkmayınca, başka türlü sordu bu kez: "Ne görüyorsun, onu söyle." Ben de, "Bardağı, suyu ve altındaki masa örtüsünü görüyorum," deyince, yanıma gelip bana bir şaplak attı ve beni dışarı attı. Oyundan başka bir çocuk çağırdı sonra. Öğrendim ki, benim göremediğimi o çocuk görmüş.

Yaz okulları kaldırılsın.

Lisans programlarına devam etmekte olan öğrencilerin akademik yıl içinde başarısız oldukları derslerle üst sınıf izlencelerinde yer alan dersleri yaz ayları süresince (yeniden) almalarını sağlayan yaz okulları uygulaması yıllardır sürdürülmektedir. Bu uygulama pek çok adaletsizlik içermektedir. Sözkonusu adaletsizlikler ve olumsuzluklar şöyle sıralanabilir:

1. Yıl içinde başarısız olan öğrencilerden parası olup da yaz okullarına kayıtlananlar ek bir sınav hakkı elde etmekte ve yaz okulu süresince ve sonunda yapılan sınavlarda başarılı olmaları durumunda, başarılı sayılmaktadırlar. Oysa, yaz okuluna kayıtlanamayan öğrenciler hem yaz kursuna devam hakkından hem de, daha da önemlisi, ek bir sınav hakkından yoksun bırakılmaktadır. Başka deyişle, para verene bütünleme sınavı hakkı vardır, ama para vermeyene böyle bir hak verilmemektedir.

2. Öğrenciler yaz okulu sonunda yüzde yüz geçeceklerini düşünmektedirler. Nitekim, bu düşünce pek de yanlış sayılmaz. Yıliçi başarı oranlarıyla yaz okulu başarı oranları karşılaştırıldığında, uçurum düzeyinde farklılıklar görülür. Yaz okulunda başarı % 100'e yakındır.

3. Yıl içinde öğrenci başarısız oluyorsa, bu başarısızlığın faturasını tümüyle öğrenciye çıkarmak doğru değildir. Öğrencilerin başarısızlığının nedenleri bilimsel olarak araştırılmalı ve uygun çözümler geliştirilmeye çalışılmalıdır. Öğrenci, kendinden kaynaklanan nedenlerden ötürü başarısız olabileceği gibi, öğretim elemanlarının yetersizliğinden ya da ilgisizliğinden, materyal eksikliğinden, arkadaşlarından ya da ailesinden kaynaklanan nedenlerden, ekonomik yetersizliklerden ötürü de başarısız olabilir. Sözgelimi, eğer öğrencinin başarısızlığı öğretim elemanının yetersizliğinden ya da ilgisizliğinden kaynaklanıyorsa, öğrenciyi yaz okulu seçeneğine zorlamak yerine, öğretim elemanının eksikliğini gidermeye yönelik önlemler almak daha doğru olur.

4. Yıl içinde uzun zaman dilimine yayılan bir öğretim süreci gerçekleşmektedir. Ancak yaz okulunda toplam ders saati aynı bile olsa, günlük olarak yoğunlaştırılmış ve daha kısa zaman dilimine sıkıştırılmış bir izlence uygulanmaktadır. Yaz okullarından alınan verimle akademik yıl içinde alınan verimi nesnel biçimde karşılaştıran çalışmalar yapılmalıdır. Kanımca, yaz okullarında verilen öğretimin yıl içinde verilen öğretime denkliği kuşkuludur.

5. Yaz okullarında görev alan öğretim elemanlarına oldukça yüksek düzeylerde ücret ödenmesi, öğrencilerde kuşkular uyandırmakta, bazı öğretim elemanlarının yaz okulunun açılmasını sağlayacak sayıya ulaşacak biçimde hesap yaparak öğrenci bıraktıkları savlanmaktadır. Bu tür savlar eğer temelsizse bile, salt bu tür kuşkulara yer vermesi bile bu okulların sorun olduğunu gösterir.

Yukarıda sayılan nedenlerle yaz okullarının kapatılması ve çözüm olarak da;

1. Öğrencilerin başarısızlıklarının nedenlerinin araştırılması ve elde edilecek bulgular doğrultusunda çözümler geliştirilmesi, gerekiyorsa başarısız öğrenciler için yeterli hazırlık zamanı verilerek bütünleme sınavı açılması,

2. Yaz okullarının ücretsiz olarak başarısız olan her öğrenciye açılması ya da eski düzenlemede olduğu gibi yaz sonunda bütünleme sınavı hakkının verilmesi daha doğru olur.   Bunun için de yeterli kaynaklar olduğunu düşünüyorum.

Ben yoğum...

Ben her yerdeyim. Her yerde önünüze çıkarım.

Kural mural tanımam. Her durumda kendi çıkarlarımı öncelikli tutarım. Çıkarım için yapmayacağım yoktur. Ne kendime saygım vardır, ne de başkalarına. Öylesine yaşarım.

Ben kocayım; karım benim için benim ihtiyaçlarımı karşılayan biridir. Onun ne ihtiyaçlarının olduğunun benim için önemi yoktur. İstediğim olmazsa, kendi bilir, gerekirse onu döverim. Ne de olsa dayak cennetten çıkmadır.

Ben babayım; çocuklar rızkıyla gelir, diye düşünürüm. Hatta düşünmem. Onlar bir şekilde gelmişlerdir. Her şey olacağına varır. Okurlarla okurlar, okumazlarsa çalışırlar. Kız çocuklarımı okutursam, başıma bela olabilirler; okumuş kızdan hayır gelmez, onları bir an önce evlendirmek en iyisidir.

Ben de bu ülkede yaşayan bir vatandaşım. Ama bana düşen bir sorumluluk yoktur bence. Var olan hiçbir sorundan ben sorumlu değilim, dolayısıyla çözümü de benim elimde değil. Sorun varsa, büyüklerimiz çözer. Ben kendi yolumu bulmaya bakarım.

Yasalara saygılıyım. Ama açıklarını bulursam, hiç kaçırmam. Yararıma olan her şeyi yaparım. Vergi kaçırırım; önce başkaları vergisini tam versin, diye düşünürüm. İşimi yaptırmak için gerekirse rüşvet de veririm. Konumum uygunsa, rüşvet de alırım.




Biz...

Biz tarihi Balat Köprüsü yanarken, dönüp bakmayız bile.

Biz ormanlarımızı yakarız.

Biz cadde-yol kenarına, arnavut taşları döşeli kaldırım üzerine, çimler üzerine oturur, çekirdek yer, çöpünü yere atarız.

Biz araç sürerken sinyal lambası kullanmayız, başka araçların bizi sollamasına asla tahammül edemeyiz, ışık daha sarıya bile dönmeden uzunları yakarak ve klaksona basarak önümüzdekini uyarırız, her vesileyle (düğün konvoyunda, selam vermek için, dur demek için, geç demek için, hoşçakal demek için, güle güle demek için, canımız sıkılınca, neşelenince, kızınca) günün her saatinde ve her yerde klaksona basarız.

Yaz-kış demez binlerce insanın yaşadığı bir mahallede sokağın ortasına devasa hoparlörleri yerleştirip son ses açarak düğün-kına gecesi yaparız; çevre binalarda hasta varmış, uyumak isteyen varmış, çalışmak isteyen varmış, umurumuzda bile olmaz. Üstelik sokak eğlenceleri yönetmelikle yasaktır, biz yönetmelik-yasa masa takmayız, nasıl olsa yetkili olanlar da göz yumuyor. Rahatsız mı oluyorsunuz? Beğenmiyorsanız çekin gidin. Ya bizi böyle sevin, ya da terkedip gidin.

Biz komşular rahatsız mı olur diye düşünmeden evde gece yarısından sonra bile elektirik süpürgesi, çamaşır makinesi çalıştırıp, saatlerce temizlik yaparız. Temizliği pek severiz.

Balkondan aşağıya metrelerce halımızı sarkıtıp, alt katta oturanların evinin içini karartmakla kalmayız, bir de elimize sopa alıp halı çırparız. Temiziz ya, halımızın tozu alt kattakilerin balkonuna hatta asılı çamaşırlarının üstüne gidiyormuş, halı çırpma sesinden rahatsız oluyorlarmış, umurumuzda olmaz. Rahatsız olan gitsin. Bizi ya böyle seveceksiniz, ya da terkedip gideceksiniz.

Çok sevdiğimiz ve asla böldürtmeyeceğimiz vatanın ormanları yanıyormuş, orman-sit alanı demeden her yeri yabancı şirketlerce delik deşik edilerek maden aranıyormuş, siyanür havuzlarında tehlike günden güne büyüyormuş, bizi ilgilendirmez. Biz sadece vatanımızı seviyoruz.

Biz sanattan anlamayız; tiyatroya, operaya, baleye, sinemaya gitmeyiz. Gazete, dergi, kitap okumayız.