2 Nisan 2008 Çarşamba

Buca'da yeşil giderek azalırken...

Size 10 puanlık uzmanlık sorusu, hemen yanıt vermeyin sakın. İyice düşünerek yanıt verin; büyük olasılıkla ilk yanıtınız yanlış olacak. Sorum şu: "Akşehir Gölü nerededir?" Hani Nasrettin Hoca'nın maya çaldığı şu ünlü gölü soruyorum, nerede olduğunu biliyor musunuz?

Akşehir mi dediniz? Değil. Konya? O da değil. Sizi fazla yormayayım isterseniz. Öyle bir göl yok. Vardı, ama artık yok. Yeşilin acımasızca yok edildiği, ormanların sözde turistik tesislere pazarlanarak kıyıldığı, vahşi sulamanın önüne geçmek için hiçbir şey yapılmadığı bu ülkede daha da kötüsünü göreceğiz, göreceksiniz. Çok yakın bir gelecekte artık musluklarınızki su ebediyen kesildiğinde kafanıza dank edecek, ama iş işten de geçmiş olacak. Kuşların, böceklerin nesli bir bir tüketilirken, ormanlar yok edilirken sesini çıkarmayan, üstüne üstlük kıyımcılara daha çok itibar edip onları yöneticimiz yapan siz insanlardan bu topraklar, bu kıydırdığınız ormanlar öcünü alır. Nasıl mı; göllerinizi elinizden alarak, yağmur yağdırmayıp barajlarınızı susuz bırakarak ve bir gün artık musluklarınızı paslanmaya bırakıp sizi de açlığa, susuzluğa ve ölüme terkederek. Olan bundan ibarettir. Bu tanrının işi değil. Siz ekmiştiniz, siz biçiyorsunuz.

Herkes yakın çevresindeki yeşile sahip çıksa, bunlar olmazdı, ama oluyor. Yıllardır, en azından Buca'daki yeşile sahip çıkılması için yakın çevremdekileri uyarmaya çalışıyorum. Ama bir kişinin bile yetkililere telefon açıp ya da mektup atıp, kardeşim bu ne iştir, ne yapıyorsunuz, diye sorduğuna da tanık olmadım. En iyi niyetlisi bile sadece kendi kendine konuşuyor.

Çok değil, otuz-kırk yıl kadar önce Buca'da bağbozumu yapılırdı. Her yer bağ ve zeytinlikti. Hiç kalmadı. Birkaç yıldır da Buca ile Kaynaklar arasındaki ormanlar yok ediliyor. Hepsi "yasal". Yazılar yazdım, gelen yanıtlar kesimlerin yasal olduğu ve kesilen ağaçların satılışından gelir elde edildiği yolunda. O paracıklarınız yağmur yağdırır mı, oksijen üretir mi, meyve verir mi, sofraya konulup yenir mi, gölgesinde piknik yapılır mı; o paracıklarınız hayvanlara, kuşlara ve böceklere barınak olur mu?

Kaynaklar yolundaki ormanların yok edilişiyle ilgili olarak belediye ile olan yazışmalarımı 5 Nisan 2006 tarihli Yeryüzü Günlüğü'nde yayımlamıştım. Kaç kişi okudu bilmem, ama okuyup da harekete geçen olduğunu da duymadım. Hiçbir ileti de almadım.

Geçenlerde bu kez bir mahalle arasındaki korulukla ilgili olarak yazıştım belediyeyle. Mahalleliden duyduğum kadarıyla, içinde elli tane kadar yetişkin ağaç bulunan ve Buca Belediyesi'ne ait olan "arsa" satılmıştı ve içindeki ağaçlar kesilerek oraya binalar kondurulacaktı. İnanamadım, doğru değildir diye düşündüm, diyemeyeceğim. Bu ülkede hiçbir şeye şaşırmamayı uzun zaman önce öğrendim ben. Yine de tuttum tüm şehirden sorumlu Büyükşehir Belediyesi'ne bir yazı yazdım. Onlardan da yanıt geldi. Gelen yanıta göre, duyduğum her şey doğru. Ve satış da "yasal" tabii. Gelen yanıtta yetişkin ağaçlardan ve onların geleceğinden söz edilmiyor. Ağaçlar yok hükmünde yani. Orası "konut alanı"ymış.

İşte yazışmalar:

Öncelikle benim belediyeye yazdığım yazı:

Merhaba,

Buca'da
1028. Sokak, 1030. Sokak ve Yavuz Sultan Selim Caddesi arasında kalan alanda yaklaşık elli kadar artık yetişkin sayılabilecek çam ağacı var. Buca Belediyesi'ne ait olan bu alanın belediye tarafından satıldığı ve yakında tüm ağaçların kesilerek oraya binalar dikileceği söyleniyor. Sözkonusu alan küçük diye ve sadece elli ağaç barındırıyor diye, tıpkı Kaynaklar yolu üstündeki Yöneliş Koleji bitişiğine yapılacak yüzlerce villaya kurban edilmekte olan ormanlık alan gibi gözden çıkarılmış mıdır?

Ne diyeyim, belediyenin kazancı bol olsun, bütün yeşil alanlar belediyeye kurban olsun.

Uğur Altunay.


Ve işte Büyükşehir Belediyesi'nden gelen yanıt:

Sayın ALTUNAY

İletiniz ile ilgili olarak Buca Belediyesi Emlak ve İstimlak Müdürlüğü'nden alınan yanıt;" İlgi yazınızda sözü edilen Belediye Mülkiyetindeki 767 ada 3 parseldeki 4610 M2'lik taşınmaz 24.06.2003 tarihinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu gereğince yapılan ihale ile satış işlemi yapılmıştır.Söz konusu taşınmaz İmar4 Planına göre konut alanında kalmaktadır." Şeklindedir.

İyi günler dileklerimizle bilgilerinize sunulur.

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ HEMŞEHRİ İLETİŞİM MERKEZİ
Tel : 445 66 55 Faks : 446 48 18
E-posta :
him@izmir.bel.tr
Web :
http://www.izmir.bel.tr

İşte böyle... Gördüğünüz gibi her şey yasal.

Protesto (
La Haine) adlı film nasıl başlıyordu? Bir adam bir gökdelenin tepesinden atlıyor. Yere düşerken her kata geldiğinde kendi kendine şöyle diyor: "Şimdiye kadar her şey yolunda".

Evet, şimdiye kadar her şey yolunda. Henüz yere çakılmadık.

Havalar güzel, papatyalar açtı, ilkyazın tadını çıkarın.


______________________

Bu yazının PDF sürümü (130 kb)

2 yorum:

emel dedi ki...

Malesef bu kıyım her yerde var. Şu meşhur göçebe yaşam alışkanlığımızın günümüzdeki uzantısı olduğunu düşünüyorum bu kıyımın; şu yerleşik yaşam dedikleri düzene hala geçememiş oluşumuzun kanıtı olduğunu...Yeni toprak edin ve hemen üzerine ev kondur. Kondurulacak evin yeşil alanı var mı, bu evlerle kurulan şehir adındaki hengamelerin parkları ormanları olacak mı hiç düşünme.

Şöyle bir kafamızı kaldırıp bakalım evler, apartmanlar, beton yığınları birbirine girmiş, doğrusal ilerlemesi beklenen yollar filancanın evi falancanın arsası yüzünden kıvrım kıvrım olmuş, park anlayışımız iki demir salıncağın yanına oturtulmuş çalılardan öteye gidememiş...Ya o otoparklar?

İnsanların rahat yaşam algısına da bir şeyler olmuş; güzel ev denilince birçoklarının aklına üstüste yığılmış ana caddeye sıfır, yeşilin izi bile olmayan boyalı sevimsiz daireler geliyor. Yaşam alanlarının şehir dışında gürültüden ve iş merkezlerinden uzak, yeşillikler içinde müstakil evlerde olması beklenirken insanlarımız şehrin göbeğinde kirlilik içinde yaşamayı yaşamak sayıyor.

Ne denir? Yerleşik hayata geçmek bizim algıladığımızdan daha öte bir beceri olsa gerek...

Bezgin Bekir dedi ki...

Bu olumsuz tablonun mimarının toplumsal genlerimizde yatan göçebelik olduğuna nedense inanasım gelmiyor. Tarihi anıtlar, kervansaraylar ve nice Selçuklu ve Osmanlı eseri zamana ve mirasyedilerin tahribatına direnirken bunu söylemek güç. Devlet teşviki ile üçer çocuk yapmaya özendirilen bir halkın barınma sorunu yaşamaması için belediye politikasına uygun olarak bir girişimde bulunmaktadır :) Sorun, böylesine umursamaz hala nasıl getirildiğimizdir. Onu tartışmayı da bu duyarlı hemşehrimizin bir başka güzel yazısının altına yorum olarak saklamak gerekir sanıyorum.