7 Nisan 2008 Pazartesi

Bir zamanlar Şirinyer...

Buca gibi, Buca'nın bir semti olan, ama aslında Buca diye bilinen merkezden daha büyük olan Şirinyer, özellikle 1980'den sonra çok değişti.

Sanal ortamın yazılı belleğine geçsin diye Şirinyer'le ilgili kendi gözlemlerimin ve deneyimlerimin bir bölümünü yazmam iyi olur diye düşündüm.

Bugün artık birleşmiş olan Şirinyer ile Buca, 1980'den önce zeytinliklerle ayrılıyordu. 1970'lerin başlarında, Şirinyer-Buca yönünde, Şirinyer'in sınırı bugün İşçievleri dönemeci olarak bilinen yer sayılabilir. Ondan sonra, bugün Evka 1 minibüslerinin döndüğü yere kadar olan alanda neredeyse hiç ev yoktu ve sağlı sollu zeytinlikler vardı. Bu arada görebileceğiniz belli başlı tek bina cezaevi binasıydı.

Şirinyer'in anacaddesi olarak bilinen Menderes Caddesi de (eski adıyla İzmir Caddesi) sağlı sollu bahçeli ve en çoğu iki ya da üç katlı evlerle doluydu. Apartman dediğimiz yüksek yapılar henüz yoktu. İlk yapılan çok katlı yapı, bugün zemininde Vakıfbank bulunan yapıdır. Menderes Caddesi'nden ayrılıp, İşçievleri yokuşuna çıkıldığında da tüm yokuşta sağlı sollu sokaklar halinde, hem arkasında hem de önünde ikişer bahçesi olan ikişer katlı tek tip kooperatif evleri vardı.

1980 öncesinde televizyon insan yaşamının merkezinde değildi henüz. Özellikle güzel havalarda insanlar hep dışarıdaydı. Arasokaklara girdiğinizde insanları hep dışarıda aileler halinde çaylar demlenmiş birlikte sohbet ederken ve çocukları da oyun oynarken görürdünüz. Evlere kapanılmazdı.

Yazları, bugün Şirinyer'de 452. Sokak ile 499/1. Sokak arasında kalan alanda (hatta 499/1. Sokak dahil, çünkü o sokak yoktu) o günün deyişiyle “cambazhane” (yani çadır tiyatrosu) kurulurdu. Halkın en büyük eğlence kaynağı orasıydı. Nejat Uygur Tiyatrosu başta olmak üzere, Anadolu'yu gezen pek çok kumpanya, mutlaka oraya da uğrar ve her gece bir oyun sergilerlerdi. Tek etkinlik tiyatro oyunu değildi; şarkıcılar, cambaz gösterisi, illüzyon gösterileri filan... Akşam gün batmadan başlayıp gece yarısına değin süren bir dizi etkinlik olurdu. Bilet alamayanlar ise, çadırın çevresindeki yeşilliklerin üzerine oturup geceyi orada geçirirdi. Tiyatro oyunu ve şarkıcılar dışarıdan görünmese de, dışarıdan dinlenilirdi. Cambaz ise iki direk arasına kurulu bir ip üzerinde yürüme gösterisi yaptığından dışarıdan da izlenirdi. Cambaz özellikle bazen yere düşüyormuş gibi numara yaptığında ise, daha çok kadınlardan çığlık yükselirdi. Cambaz mutlaka palyaço giysileri giyerdi. Yüzü de palyaço makyajlıydı. Adı da “Boncuk”tu. Anadolu'nun her yerinde cambazlar benzer giysilerle ve genellikle aynı adla sahne alırdı. Gel zaman git zaman, önce Şirinyer'de belli başlı evlere gelen televizyon giderek her eve yayıldı ve ev dışı eğlenceler de bitti tabii.

Ev dışı eğlenceler deyince, en önemli mekanların sinemalar olduğunu unutmamak gerek. 1980 öncesinde yalnızca Şirinyer'de (yani cezaevi ile Buca Köprüsü ve Gürçeşme Lisesi arasında kalan bölüm) sekiz tane sinema vardı; bugün ise nüfusu o zamana göre kat kat artmış olan Şirinyer'de bir tane bile sinema yok.

Şimdi sayalım bakalım 1970'lerde ve 80'lerin başlarında hangi sinemalar vardı Şirinyer'de:

Buca yönünden Gürçeşme yönüne doğru giderseniz, ilk karşılaşacağınız sinema İşçievleri sapağına gelmeden önce sol tarafta göreceğiniz Hayal Sineması olurdu. Yazlık sinemaydı ve galiba en son kapanan sinemalardan biri o oldu.

Sonra bugünkü Şirinyer Postanesi'nin hemen yanında, şu anda tahsilat gişelerinin olduğu yerde girişi olan Park Sineması vardı. O da yazlık sinemaydı. İlk kapanan sinemalardan biri de o oldu daha merkezi olmasına karşın.
Sonra bugünkü Şirinyer Tansaş'ın yerinde büyük bir çaybahçesi vardı. Orada da büyük bir perdede ücretsiz filmler gösterilirdi. King Kong'u orada izlemiştim. Eskiden Tansaş'ın arkasında kalan alanda da pazaryeri yoktu. Pazaryeri daha önceleri, bugün 465. Sokak, Menderes Caddesi ve Mehmet Akif Caddesi arasında kalan alanda, daha küçük bir yerdeydi (Bilyeli tekerlekler takılmış tahta kutulardan oluşan el arabalarıyla Şirinyer'in yoksul mahallelerinin çocukları, pazar alışverişini yapanların eşyasını evlerine kadar taşırlar, yani hamallık ederlerdi).
Gürçeşme yönüne doğru devam ederseniz, bugünkü İş Bankası'nı geçtikten sonraki mobilyacının yerinde kışlık Uğur Sineması vardı. Yolun karşı tarafında da yazlık Altınordu Sineması vardı.

Gürçeşme yönüne doğru değil de, Şirinyer İstasyonu yönüne doğru inerseniz, istasyonu geçtikten sonra sağ tarafta Şirinyer'in en eski ve halkın en çok gittiği sineması olan Emek Sineması vardı. Kışlık salonu da vardı, yazlık bahçesi de. Galiba en son kapanan sinema da o oldu. Bir defasında, Yılmaz Güney'in Arkadaş filmini izliyorduk yazlık sinemada. Filmin orta yerinde şiddetli bir yağmur başladı. Kimse de sinemayı terketmedi. Bunun üzerine anonsla filmi durdurup, izleyicileri kışlık salona davet ettiler ve filmin geri kalanını yazları aslında kapalı olan kışlık salonda izledik.

Emek Sineması'na yakın bir yerde, Namık Kemal Caddesi üzerinde kışlık İpek Sineması vardı. Bütün çocukluğumuz ve gençliğimiz özellikle bu sinemalarda geçti. Özellikle de haftasonları ailemiz göndermek istemese de, zorla para koparıp sinemaya giderdik. Dört film birden gösterilirdi. Sinemaya saat 11'de girerdik, akşam 5'e ya da 6'ya kadar birbiri ardına film izlerdik. Film türlerinde genellikle şöyle bir dağılım olurdu: bir tane Türk salon filmi (Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray gibi film yıldızları, zengin aşık, yoksul sevgili ikilemi üzerine kurulu aşk filmi), bir tane uzakdoğu karate filmi (en çok aklımda kalan da Bruce Lee filmleri ya da Wang Yu filmleri), bir tane komedi filmi (en çok aklımda kalan da ünlü İtalyan komedi ikilisi “002 Yavru ile Katip” serisi -bizde de daha yakın zamanda “Nokta ile Virgül” diye bir ikilice taklit edildi) ve bir tane de polisiye film. Çocukken, sinema çıkışında değişirdik ve izlediğimiz filmin kahramanı olurduk.

Ulaşıma gelince, eskiden belediye sınırını geçince belediye otobüsüne daha çok para verirdiniz. Örneğin Buca'dan çıkıp Şirinyer içinde bir yerde inecekseniz daha az bir para, Şirinyer'i de geçecekseniz daha çok para verirdiniz. Bilet dışarıdan alınmazdı. Otobüse biletsiz binilir, bilet ya otobüsün içinde ayrı bir bölmede oturan biletçiden satın alınırdı; ya da otobüs çok kalabalıksa, otobüsün içinde sürekli gezen biletçiden alınırdı. Önden binip arkadan inme diye bir şey yoktu. Her kapı hem biniş, hem de iniş kapısıydı. Bilet otobüsten inmeden atılmazdı, çünkü sık sık biletçi dışında gelip otobüse binen bir kontrolör tarafından herkesin bileti kontrol edilirdi.
70'lerde ve 80'lerde Şirinyer'de herkes birbirini ya şahsen ya da yalnızca simaen tanırdı. Bugünse her gördüğünüz yüz ilk kez gördüğünüz bir yüz gibi geliyor.
Adını yol üstünde bulunan 1910 tarihinde yapılan en eski bina olan Forbes Köşkü'nden alan Forbes Caddesi araç trafiğine açık bir yoldu. Ama araç trafiği Menderes Caddesi'nde bile çok azdı, değil ki, o zamanın arasokağı sayılan Forbes Caddesi'nde çok olsun.
İşte 1970'lerin Şirinyer'iyle ilgili kişisel gözlemlerime ve deneyimlerime dayalı bazı bilgi, anı kırıntıları.

Keşke o yıllarda makinem olsaydı ve şimdi bu yazıyı fotoğraflarla süsleyebilseydim.

Yazmayı hep ertelemiştim, daha iyisini yazmak için. Daha iyisini yazmak elbet olanaklıdır; ama sürekli erteleyince hiç yazamamak tehlikesi de vardı. Artık yok.
_________________________

Bu yazının PDF sürümü (66 kb)

5 yorum:

Uğur Altunay dedi ki...

Yazının konusu yalnızca 70'ler ve 80'ler olduğu için daha eskiye gitmedim; ama belki sonra yazma şansım olmaz diye bu dipnotu düşeyim istedim. Şirinyer'in eski adı Kızılçullu. 1940'ların köy enstitülerinden biri de oradaydı. Bugün askeri kışla içinde kalan Kızılçullu Köy Enstitüsü'nün binası günümüzde en iyi korunan enstitü binası. Enstitü olmadan önce de Amerikan Koleji imiş.

Bezgin Bekir dedi ki...

ÖSS Sınav Sonuç belgemde Dokuz Eylül Üniversitesi - Buca adresini görünce evdeki Meydan Larousse muydu yoksa gazetelerin 90'larda dağıttığı bir başka ansiklopedi serisi miydi anımsamıyorum, hemen "Buca" anahtar sözcüğünü sayfalarda taradım ve hiç unutamam karşılığında şuna benzer bir tanımlama vardı: "Eskiden Rumlar'ın sayfiye olarak kullandığı, birbirine paralel uzanan geniş sokakları olan İzmir'in ilçesi". Gerçi biz lisedeki saflığımızla adının fiyakalı oluşundan olacak Bornova'yı da deniz görüyor sanıyorduk :) Sonuç mu, işte geldik burdayız. Geldim, gördüm, bezdim okuduklarımı bulamayınca. Demek ki bir zamanlar hakikaten bir sayfiye yeri güzelliğinde imiş bu ilçe.

Özlem dedi ki...

Uğur Hocam gerçekten sizin anlatımınızla gözlerimin önünde 70-80'lerdeki Şirinyer canlandı. (O yıllarda daha doğmamış olsam da.) Kendi çocukluğumun şanslı olduğunu ve güzel bir çocukluk geçirdiğimi düşünürdüm ama sizinkisi; yaşadığınız döneme rağmen, benimkisinden çok daha renkliymiş. Ne de olsa biz televizyon çocuğuyuz.
Sinemaya düşkünlüğünüzün de temelleri o zamanlarda atılmış demekki...

Özlem dedi ki...

Uğur Hocam gerçekten sizin anlatımınızla gözlerimin önünde 70-80'lerdeki Şirinyer canlandı. (O yıllarda daha doğmamış olsam da.) Kendi çocukluğumun şanslı olduğunu ve güzel bir çocukluk geçirdiğimi düşünürdüm ama sizinkisi; yaşadığınız döneme rağmen, benimkisinden çok daha renkliymiş. Ne de olsa biz televizyon çocuğuyuz.
Sinemaya düşkünlüğünüzün de temelleri o zamanlarda atılmış demekki...

zzz dedi ki...

kaynaklar koyu, hipodrom, tren istasyonu, isilay saygin, sutculer, uzay pastanesi, kadin bakkallar, uzumbaglari, gurcesme yolundaki saraphane, ilk koruklu otobusu gorusum, nato askerleri (zenci askerler) natodaki saat kulesi, asagidan akan nehrin taaa homerostan beri aktigi, roma su kemerleri... velioglu ilk firin... bunlar da kayda girse;)