18 Eylül 2007 Salı

Öğretmen kimdir?

Öğretmen, tüm zamanlarında öğrencilerine örnek bir kişilik sergiler.

Öğrencilerinin edinmesini istemediği davranışları yalnızca okulda değil, okul dışında da sergilemez.

Yalnızca okula gelen öğrencilerini değil, değişik nedenlerle, özellikle parasal nedenlerle okula gelemeyen çocukları da düşünür, yüreği onlar için de çarpar.

Para kazanma endeksli bir yaşam sürmez. Bir yazarımız, kendisiyle yapılan söyleşide zengin ve ünlü olma tehlikesini atlattığı bir yaşa eriştiğini söylüyordu. Öğretmen de öyledir. Para kazanma ve ün peşinde koşmaz.

Sürekli kendini geliştirme ve kazandığı bilgileri ve becerileri karşılıksız öğrencileriyle paylaşma arzusundadır.

Zoru kolay kılandır.

Yol gösteren, yeni ufuklar açan, öğrencinin yeteneklerini keşfetmesini ve geliştirmesini sağlayandır.

"Ben" diliyle konuşmaz. Kendini ön plana çıkarmaz. Öğrencilerini ön plana çıkarıp onları ve yeteneklerini över.

Öğrencilerinin en güç durumlarda bile kendilerini iyi hissetmesini sağlar.

Öğrencisinden hiçbir çıkar beklemez. Hatta onlardan övgü, takdir ve vefa bile beklemez.

Yaptıklarının hiçbir karşılığı olmayabileceğini, tüm çabasına karşın, yer yer başarısız da olabileceğini bilir. Güçlükler ve başarısızlıklar karşısında yılgınlık göstermez.

Öğrencilerine umutsuzluk değil, umut aşılar.

Yaşama dair her şeyin, insanların, hayvanların, böceklerin, ağaçların, otların, suların, denizlerin, gökyüzünün, tarihsel yapıtların korunmasını ve geliştirilmesini önemser. Bunların yerine para kazanmanın önemsenmesine karşı çıkar.

Her durumda savaşa ve sömürüye karşıdır.

Öğrencilerine bireyciliği değil, paylaşmayı, örgütlü olup, yaşama dair ne varsa korumayı ve geliştirmeyi öğretir.

Çok okur, çok yazar.

Sanata özel bir önem verir. Müzikle, sinemayla, edebiyatla, tiyatroyla, operayla, dansla, baleyle, resimle, fotoğrafla, heykelle yakından ilgilidir. Öğrencilerine de bunlara önem vermeyi her yolla, ama öncelikle kendisi ilgilenip örnek olarak öğretir.

Az konuşur, çok dinler.

Esnektir.

Öğrencileri gözünde korkulan değil, saygı duyulan, örnek alınan kimsedir.

Anadilini iyi konuşur ve iyi yazar.

Gelişmenin, başka kültürleri de tanımaktan geçtiğini bilir ve bu nedenle yabancı dil de bilir ve çok iyi kullanır.

"Elimden geleni yaptım," demez; "Acaba daha başka ne yapabilirim?" der. Her sorunda ve durumda öncelikle kendi payına düşeni sorgular. Kendisinin sorumlu olmadığı sorunları bile çözmek için bireysel ve örgütlü çaba gösterir.

Hakkını arar ve hakkını aramayı öğretir.

Yobazlığa karşıdır. Farklı görüşlere saygı duyar ve saygı duymayı öğretir.

Öğretmen için "yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir". Ona göre "bilimden başka yol gösterici aramak aymazlıktır, sapkınlıktır, hainliktir".

10 Eylül 2007 Pazartesi

Olmak ya da olmamak

Kemer'de ilçe meydanına kurulan "müstehcen" heykel tartışmasında belediye yönetimini ve sanatçıyı destekliyorum.

Geçen ay İtalya'daydım sözgelimi. Milano'da hem de kentin en merkezi yerlerinde Kemer'dekinden daha da "müstehcen" sayılabilecek heykeller gördüm. Uygarlaşmak gelişmiş cep telefonları, plazma ya da LCD televizyonlarla, lüks otomobillerle filan olmuyor. Asıl uygarlık, bilime, özgür düşünceye ve sanata ne kadar sahip çıktığımızla belli olur. Yoksa demin saydığım teknolojik zenginlikler şeriatla yönetilen ülkelerde de var.

Özgür düşüncenin ve sanatın yanında olmak, uygar olmak demektir. Özgür düşünceyi engellemeye çalışmak, sanatçıya ne yapacağını dikte etmek ve ona sınırlar koymaksa, sanatı ve özgür düşünceyi yok eder. Dolayısıyla, özgür düşüncenin ve sanatın yanında ya da karşısında olmak, uygarlığın yanında ya da karşısında olmakla, yani "olmak ya da olmamak" gibi kesin bir ayrımla eş anlamlıdır.

Ya o heykel o meydanda duracak ve 1923'te uygarlığa açılan o pencereden gelen ışık artmaya devam edecek, ya da birileri o heykeli taşlayacaklar, kıracaklar ve o uygarlık penceresi de kapatılmış ve içerisi kararmış olacak.

Ya uygar olarak var olacağız, ya da sanata yasaklar koyarak giderek yok olacağız.

Mesele bu kadar vahimdir.