20 Mayıs 2007 Pazar

Çevreye katkı için...

1989 yılında öğrencilerime okuttuğum "The sky is falling" başlıklı uzunca bir metin, çevreyle ilgili önlemler alınsa bile, geç kalınmış olabileceğini ve yakın zamanda kutupların eriyip okyanusların yükseleceğini ve dünyanın ısınarak, daha sonra yeryüzünde yaşamın sonlanacağını söylüyordu. Öğrencilerimin birçoğu metinde öne sürülen görüşleri abartılı bulmuştu. Şu anda içlerinde bu satırları okuyan varsa, aradan 18 yıl geçtikten sonra ne düşünüyor, merak ediyorum. 1989'da öğrencilerime sıraladığım bazı önerileri o gün yazdığım bir metinden aynen aktarıyorum:

"Eğer acele etmezsek, hemen bir şeyler yapmazsak, dünyanın sonu sanılandan da erken gelebilir. Aslında önlem alması gerekenler, başta hükümetler ve dev küresel şirketlerdir. Ancak onlar şimdi bir şey yapmayacağına göre, öncelikle bizim bireysel olarak bir şeyler yapmamız gerekiyor. Tabii bu arada, hükümetlerin ve şirketlerin önlem alması için de gerekenleri yapalım, ancak bu ikincisi uzun erimli ve örgütlü bir mücadeleyi gerektiriyor ve sonuç almak kolay olmayabilir. O nedenle şimdilik bizim bireysel olarak hemen yapabileceklerimiz üzerinde duracağım. Aşağıdakileri yaparsak, kimbilir, yeryüzünde yaşanılabilir zamanın uzamasına az da olsa bir katkımız olabilir:

"1. Suyu daha tutumlu kullanabiliriz. Sözgelimi, araçlarımızı basınçlı su fışkırtan hortumlarla değil, bir kova suyla yıkayabiliriz. Traş olurken, minik bir traş kabına dolduracağımız su yeterlidir; musluğu açmaya ve açık bırakmaya gerek yok. Yıkanmak için de küvet doldurmak yerine duş musluğunu gerektikçe açıp kapatarak su tasarrufu sağlayabiliriz. Özellikle yaz günlerinde evimizin ya da dükkanımızın önünü serinlemek amacıyla sulamaktan vazgeçebiliriz. Tarlalarımızı sulamak için de, İsrail'e gidip gelen ziraatçi bilim adamı arkadaşların gözlemlediği, yer altına döşeli damlatma yöntemiyle sulamayı seçebiliriz.

2. Yeşili korumalıyız. Fidan dikelim ve mevcut ağaçları da koruyalım. Özellikle İzmir'de çok yaygın olan yazın sararmış otları yakma huyundan vazgeçelim. Yakma, hem toprağın verimliliğini azaltıyor, hem de "kaza"yla ağaçların da yanmasına yol açıyor.

3. Çevreye zarar veren araçları kullanmayabiliriz. Sözgelimi, klima ve buzdolabı gibi birçok aracın çevreye zarar vermeyenlerini yeğleyebiliriz. Otomobillerde de Avrupa'da olduğu gibi artık kurşunsuz benzin kullanmaya başlayabiliriz.

4. Toplu taşıma araçlarını daha çok tercih ederek, trafiği ve dolayısıyla çevreye verilen zararı azaltabiliriz.

5. Atık kağıt ve gazete gibi malzemeleri yakmak yerine, geri dönüşüm için değerlendirecek kişilere ve yerlere verebiliriz.

6. Tabii tüm bunların yanısıra, tüm dünyada herkesin çevreyi koruma ve geliştirme doğrultusunda hareket etmesini sağlamak ve özellikle çevreye en büyük zararları veren şirketleri ve hükümetleri dize getirmek ve onların gereken önlemleri almalarını sağlamak için bir an önce örgütlenmeliyiz."

18 yıl önce oluşturduğum bu dizelgeye bazı eklemeler yapalım:

7. Elektriği tutumlu kullanalım. Özellikle Ege Bölgesi elektriği, katı yakıtla çalışan termik santrallerde üretiliyor. Dolayısıyla, kullandığımız elektirik, doğanın tüketilmesi anlamına geliyor.
8. Dünyadaki insan nüfusunun azalması için bireysel önlemlerimizi alalım. Bir çocuktan fazlası, dünya nüfusunun artması anlamına geliyor. Doğaya insandan başka zarar veren başka hiçbir canlı yok. En çevrecimiz bile, insan olmanın getirdiği doğal eylemleri nedeniyle çevreye zarar veriyor. Bu nedenle, uzun erimde dünya nüfusunun bugünkü düzeyinin çok altına çekilmesi gerekiyor.

9. Daha az atık üretelim. Olabildiğince geri dönüşümlü ürünler kullanalım ve kullanılabilir ya da başka amaçlarla kullanılabilir eşyayı atmayalım.

Hiç yorum yok: