4 Aralık 2006 Pazartesi

Para tanrı olunca...

İnsanın giderek daha çok kazanma hırsıyla gözünün döndüğü kent yaşamında, giderek ne insanın ne doğal çevrenin ne de hayvanların önemi kalıyor.

Para tanrı olunca, sadece İstanbul'daki acarların sözde kent yapmak için kestiği yüz binlerce ağaç olmuyor giden. Elimizden kayıp giden insanlık, bizi biz yapan değerler, binlerce yılın birikimi, gelecek kuşaklara miras bırakmamız gereken dünya, orman ve içinde barındırdığı ekosistem, masum hayvanlar ve daha nicesi...

Para tanrı olunca, gözümüz paradan başkasını görmüyor. Daha çok para kazanmak için öğrenciyi de görmez oluyoruz. Herkes için bir hak olan eğitimi para kazanma aracı haline getiriyoruz. Para veremeyecek olan öğrenciyi düşünmeden... Öğrenci eğitimin ilk kademelerinden başlayarak parasal nedenlerle eleniyor. Önce okula giyecek giysisi bile olmayanlar eleniyor. Ve karnını doyuramamaktan dolayı okulu düşünemeyenler de gelmiyor... Çalışmak "zorunda" olduğu için okula gelemeyen çocuklar da eleniyor... Sonra dersaneye gidemeyenler... Sonra üniversiteyi kazansa bile anababası tarafından kentte okuması için gerekli parasal desteği sağlayamayanlar... Kalan bir avuç öğrenci; kimi zengin çocuğu, kimi ise her şeye karşın varını yoğunu okula yatıranlar...

Öğrenciler arasında doğru dürüst beslenemeyen çok. Bazıları öğle yemeği yerken, yiyemeyen az değil.

Bizse türlü türlü ad altında onlardan para topluyoruz. Ve hatta onlardan toplanan parayla yemekli toplantılar da düzenliyoruz. Öğrenci parasıyla verilen yemek geçebiliyor boğazımızdan. Hiç ama hiç gocunmuyoruz, utanmıyoruz. Bir sürü öncelikler dururken, her yıl her yıl okullarımızın tabanını söktürüp yeniden kaplatıyoruz; bir yıl fayans, öteki yıl mermer. Öğrenciler yazın pişip kışın üşürken, kendi odalarımızı klimalarla donatıyoruz. Derslerimizi yarım yamalak işliyoruz. Geç girip erken çıkıyoruz. Para kazanıyoruz; bir yıl arabamızı yeniliyoruz, ertesi yıl mobilyalarımızı. Soruyorum bilgeye, helal midir bunlar? O da diyor ki, "Hepsi haram Davud-î Taî, hepsi haram."(*)

Para tanrı olunca, dersanemizde hiç ücret vermeksizin öğretmen çalıştırıyoruz. Onları, iyi öğretmenlik yaparlarsa, ileride maaşlı kadro verme vaadiyle besliyoruz, ama kanlarını emip sömürüyoruz.

Para tanrı olunca, asgari ücretin de altında parayla çalışacak yığınla işçi bulabiliyoruz iş yerimizde çalıştıracak. Ve onları, "Bu parayı beğenmiyorsan, dışarıda daha bile azına çalışacak milyonlarca işsiz var," tehdidiyle çalıştırıp, demoklesin kılıcını tepelerinde her daim sallandırarak köleleştiriyoruz.

Para tanrı olunca, engellileri de düşünmüyoruz. Yollar, sokaklar, kaldırımlar, merdivenler, otobüsler hep biz "normal"ler için.

Para tanrı olunca, hayvanları da hiç düşünmüyoruz. Sokaklarda sayısız kedi ve köpek var. Bu kentler bizim olduğu kadar onların da oysa. Ama biz onları görmüyoruz. Yazın, sözgelimi, bu hayvanlar nereden su bulur, diye düşünmeyiz. Nasıl beslenirler? Çöplerden buldukları onları ne kadar yaşatır? Biz iyi kötü yerken, onlara reva mıdır çöpümüzle yaşamaya çalışmak, diye geçmez aklımızdan. Trafik kuralları insanlar içindir, o kediler ve köpekler kural bilmezler doğal olarak, ezilirler; önemsemeyiz. Kuralların onlar için olmadığını, kentleri kurarken onları gözardı ettiğimizi hiç düşünmeyiz bile. Kışın aceleyle apartmanımıza doğru koşup, apartman kapısının zilini çalıp da daha çok üşümeyelim diye kapının açılmasını sabırsızlıkla beklerken, o an sokakta kapının hemen yanında üşüdüğü ve aç olduğu için yalvaran gözlerle bakan, hiç sesi çıkmayan ya da işitmeyeceğimiz cılızlıkta miyavlayan bir kedi hiç dikkatimizi çekmez. Yukarıdan kapının otomatiğine basılır, biz hızla dış kapıyı kapatıp merdivenleri tırmanıp evimizin sıcak ortamına yönelirken, o kedi çoktan kısa süreli belleğimizden bile atılmış olur.

Para tanrı olunca, zaten olmayan yeşili de yok ediyoruz. Acarkentler yapılsın, barajlar kurulsun, altın madenleri açılsın diye koca koca ormanların yok edilmesine göz yumduğumuz gibi; evimizin önünde direnen bir tanecik ağacı bile gülünesi bahaneler üreterek kesebiliyoruz. Neymiş; sinek yapıyormuş, ya da manzarayı kapatıyormuş, ya da hırsız ağaca tırmanarak üst katlara kolayca çıkarmış, ya da dökülen yaprakları pislik yapıyormuş. Oysa asıl pislik, yeryüzünde her şeye karşın yaşamı değil de, kendi çıkarlarını düşünen zihniyet. Asıl yok edilmesi, kesilmesi gereken o.

Para tanrı olunca, insanlığımızdan çıkıyoruz.

____________
(*) Yazıda kullanılan dize, Ahmet Oktay'ın "Vehim ve Keder" başlıklı şiirinden alındı. (http://www.reocities.com/ualtunay.geo/siir/vehimkeder.html)

Hiç yorum yok: