2 Kasım 2006 Perşembe

Şükran Çetin

Şükran Çetin hakkında yazı yazmayı çok uzun süredir düşünüyordum. Bugüne değin onun hakkında yazı yazmaya elimin gitmemesinin bir tek nedeni vardı: Yazacağım hiçbir yazının, burada okuyacağınız hiçbir tümcenin ya da sözcüğün onu tarif etmeye, onu anlatmaya yetmeyeceğini düşünüyordum, düşünüyorum. Çünkü Şükran Çetin, şimdiye değin tanıdığım en değerli, en çalışkan, en alçakgönüllü, en anlayışlı, iletişime en yatkın, en sevecen insan değildir yalnızca; o neredeyse insanüstüdür, olağanüstüdür. Bu satırları okuyup da, onu tanımamış olanlarınız, "Yok canım, o kadar da değildir herhalde. İnsan ise madem, nasıl oluyor da, insanüstü oluyor?" diye sorabilir. Ya da belki de hayalinizde ancak en iyi bildiğiniz insanlar kadar iyi bir insan canlandırabilirsiniz. Ama emin olun, o sizin tanıdığınız en iyi insanlardan daha iyi bir insandır.

Şükran Çetin, önceki adıyla Buca Eğitim Enstitüsü İngilizce Öğretmenliği Bölümü'nde, şimdiki havalı adıyla ise Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü İngiliz Dili Eğitimi Anabilim Dalı'nda öğretim görevlisi olarak çalıştı ve emekli oldu. Bu açıdan bakılınca, pek de sıradışı bir durum olmadığı düşünülebilir. Ancak o, nasıl demeli, kendini eğitime ve öğrencilerine adamış biriydi. Tüm öğrencilerini adlarıyla ve soyadlarıyla bilir, ders dışındaki zamanlarında yanına gelenlere adıyla hitap ederdi. Öğrencilerinin yalnızca adlarını ve soyadlarını değil, onların değişik özelliklerini de bilirdi. Ona göre davranırdı. Yıllar önce mezun olmuş öğrencileri yanına geldiğinde, onlara bile hemen adlarıyla hitap ederdi.

Şükran Çetin, ders dışında sürekli okuyan, son gelişmelere göre kendini sürekli yenileyen biriydi. Son derece akıcı, pürüzsüz, aksansız bir İngilizceyle konuşurdu. Derslerini, neredeyse nefes almadan işlerdi. Kendisini öğrencilerini daha iyi yetiştirmeye öylesine adamış bir insandı ki, birçokları gibi teneffüsü bekleyen değil, teneffüsü bile çoğunlukla ders işleyerek geçiren biriydi. Öğrencileri de bu durumdan şikayet etmezdi asla; onun özveriyle, hatta özünden geçmiş haliyle ders işleyişi karşısında, öğrenme isteği duymayan, başka öğretmenlerin dersinde teneffüsü dört gözle bekleyen öğrencilerin bile nutku tutulur, kendilerini derse kaptırırlardı. O, karşısındaki öğrencilerin istisnasız tümünü alıp, başka dünyalara götürebilen bir insandı. Öğretecekleri için ders saatlerinin yetmediğini düşünüp, sık sık -kendi deyişiyle- telafi dersleri yapan, hatta telafi dersleri de yetmeyince, telafi derslerinin de telafisini yapan bir öğretmendi.

Bitmek tükenmek bilmeyen bir bilgi ışığı kaynağı olan Şükran Çetin, kimsede göremeyeceğiniz bir alçakgönüllüğe de sahipti. Hani bazıları sözleriyle alçakgönüllü gibi davranır, ama duruşunda ya da bakışında aslında bir kibir görülür ve aslında ikiyüzlülüğü bir şekilde açığa vurulur ya; Şükran Çetin'de o tür insanların özelliklerinden eser yoktu. Onun içi-dışı birdi. Bakışında her daim bir sevecenlik olur, öğrencisi en saçma şeyleri bile söylüyor olsa, sözünü kesmeden sonuna değin dinler, sonra asla imalı bir yolla bile aşağılamadan, öğrencisinin kendisini kötü hissetmesine neden olmadan, doğru bildiğini sakince ve en yalın bir dille anlatırdı. Çoğu kez şöyle düşünmüşümdür: Bilmeyip de çok biliyormuş gibi görünenler nedense karmaşık bir dil kullanır ve dinleyenlerin en azından bazılarını "Galiba ben yeterince gelişmiş değilim de, o yüzden bu söylenenleri anlamıyorum," duygusuna sürükler. Oysa, bilgelik düzeyine erişmiş, kendini gerçekleştirmiş biri ise, son derece yalın bir dil kullanır. Bozkurt Güvenç'i izlerken örneğin, hep öyle düşünürüm. Aslında çok karmaşık olguları, olayları nasıl da yalın bir dille anlatır, şaşarım hep. Şükran Çetin de öyledir. En zayıf öğrenci bile, onun yalın anlatışıyla iyice öğrenirdi. Ya da bazıları vardır ya, ukalaca konuşmalarıyla "Bu konu çok zor; ancak benim derslerimi izlerseniz öğrenirsiniz. Ama derslerime tam devam etseniz ve çok çalışsanız bile benim düzeyime ulaşamazsınız," türünden bir duyguya sürükler dinleyeni; Şükran Çetin o tür insanların tam tersidir. Aslında çok basit, sıradan başarıları bile övgüyle karşılardı. Hayranlığını içten bir dille belirtirdi.

Şükran Çetin, değişik yaşam biçimlerine saygı duyardı. Derslerinde asla ders dışı konulara girmez, kendi yaşayışından, inançlarından söz etmezdi. Onun tez öğrencisi olma ayrıcalığını da yaşadım. Bir gün bir türlü yetmeyen mesai saati çalışmalarından sonra Ramazan ayı içinde bir haftasonu gününde, onun evinde birlikte çalışırken, nazikçe reddetmeme karşın bana bir sürü ikramda bulunmuştu, oysa kendisi oruçluydu.

O yetmişine merdiven dayamış bir öğretmen olmasına karşın, herkesten daha çok çalışan ve öğreten bir öğretmen olma özelliğini asla yitirmedi. Yetmişe merdiven dayamışken bile, öğrencilere ad yazdırmadan uygulanan anketlerde, öğrencilerden açık arayla en çok puan alan öğretmen oldu.

Şükran Çetin, uzunca bir süre bakanlık da yapan bir milletvekilinin baldızı olmasına karşın, kimse onun bu yanını bilmedi. Çünkü Şükran Çetin, sadece kendisi olarak varoldu. Sırtını başkalarına yaslayarak ayakta duran biri olmadı.

Şükran Çetin'in hiçbir zaman malda-mülkte ve parada gözü olmadı. Daha çok ders ücreti peşinde koşmadı. İlerlemiş yaşlarını sürdüğü zamanlarda bile arabası olmadı. Buca ile evinin olduğu Balçova arasında hep otobüsle gidip geldi.

Şükran Çetin yaş haddinden emekli olduktan sonra bile Buca Eğitim Fakültesi'nde ve Dokuz Eylül Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu'nda ders vermeyi sürdürdü. Hatta yaş haddinden emekli olanlara ders ücreti verilemeyeceği kararı çıktıktan sonra uzunca bir süre, ücretsiz olarak da ders verdi. Ta ki, ücret almasa bile ders verme isteği kabul edilmeyinceye kadar.

Şükran Çetin, Balçova'da bir arasokağın dibindeki mütevazı evinde okuyarak ve yazarak, tanıdığım tüm öğretmenlerden ve öğrencilerden hâlâ bugün bile daha çok çalışarak, bir şey kazanmak için değil; artık öğretmesine izin verilmiyor olsa bile, yalnızca öğrenmek, daha çok öğrenmek yolunda harcadığı yaşamını sürdürüyor.
Ben ellisine merdiven dayamış biri olarak yüzlerce öğretmen gördüm, onlardan ders aldım. Çok ama çok iyi öğretmenlerim oldu, ama Şükran Çetin bir başkaydı. Bu satırları okuyan sevdiğim başka öğretmenlerim varsa, alınmasınlar ama "hocaların hocası" Şükran Çetin, belki de hiç kimsenin erişemeyeceği nitelikte, olağanüstü bir öğretmendi.

Yazıyı bitiriyorum, ama yine de içimde onu anlatamamışlık, tarif edememişlik duygusu var. Demiştim ya, onun için ne dense azdır.

Şükran Çetin öğretmenim, ömrün uzun olsun, hep sağlıklı ol ve ışık saçmaya devam et, e mi?

9 yorum:

ozlem dedi ki...

Yazdıklarınız tümüne katılıyorum. Şükran Çetin'den Dilbilim dersi almıştım. Verdiği örnekleri, yumuşak ses tonunu, öğrenciye olabildiğince nazik yaklaşımını ve alçakgönüllüğünü ondan ders alıp da unutabilen var mıdır acaba? Resmi tatillere denk gelen dersleri için bile telafi dersleri yapardı ve biz de onun derslerini devamsızlık almayacak olsa bile asla kaçırmazdık. Mesleğine olan bu bağlılık başka kaç kişi de vardır ki?
Ne kadar şanslıymışım ki Şükran Çetin'in öğrencisi olmuşum.

MELİH_AA dedi ki...

Şükran Hoca adı gibidir: sözünü ettiğimizde, hep ona ne kadar borçlu olduğum gelir aklıma. Bana dilbilimi sevdiren hocam. Takdir, alkış beklemeden çok çalışan hocam. Bunca öğrencinin belleğine yerleşen ve orda ölümsüzleşecek olan hocam.
İyi ki varsınız. İyi ki yolum Buca Eğitim'den geçti de öğrenciniz olabildim.
Ne mutlu bize!

BEZGİN BEKİR

Muhammet dedi ki...

97-2001 yılları arasında sizin ve Şükran Hocamın öğrencisi oldum ve kesinlikle katılıyorum Şükran Hoca hakkında dediklerinize. Hatta bizim zamanımızda sözleşmeli olarak haftada (yanlış olmasın) 7-8 saat dersi vardı ve bu derslere hep zamanında 1 dakika bile gecikmeden girer, hakkını vererek dersini işlerdi. Ve iyi hatırlıyorum bi keresinde yağmurlu bir İzmir gününde derse geç kalırım diye taksi tutup gelmişti. Çok teşekkür ediyorum Şükran Hocam...

Zeynep dedi ki...

Şükran Hanım, yıllardır başaramadığım ÜDS'yi yüksek bir puanla kazanmamı sağlayan; ama başarımdaki etkisini "Çölde bir kum tanesi kadar" gören eşsiz bir insandır. Yaşadığı zaman boyunca benim gibi pek çok insanın hayatını olumlu yönde etkilediğine inanıyorum. Kendisini kaybettiğimiz için çok üzgünüm. Ama onu tanıdığım, özellikle de meslek hayatımda kendime model olabilecek birine sahip olduğum için çok mutluyum. Ben de elimden geldiğince iyi şeyler yapmak, bilgimi paylaşmak, insanlara bir şeyler öğretmek için çabalayan biriyim. Zaman zaman üniversite ortamında bu özelliklerimi yitiriyorum ve motivasyona ihtiyaç duyuyorum. İşte sizin yazınızı da böyle bir ruh halindeyken internetten arayıp buldum. Kendime örnek oladığım Şükran Hanım'ın hayatıyla, yaptıklarıyla ilgili yazılar var mı diye gezinirken sizin yazınızı gördüm ve onunla ilgili duygularımı paylaşabileceğim için çok sevindim. Şükran Hanım, tam bir öğretmen, kendini öğretmeye adamış biri. Ona olan duygularımı sanırım yeterince anlatamıyorum. Bu yüzden onunla ilgili küçük bir anımı anlatmak istiyorum. Böyle bir ortam sunduğunuz için de size çok teşekkür ediyorum.
Bir gece İzmir'de saat 3 sularında sarsıntılı bir deprem oldu. Ertesi gün de Şükran Hanımla dersimiz vardı. Biz heyecanla birbirimize gece ansızın uyanıp nasıl korktuğumuzu anlatıyorduk. O sırada Şükran Hanım'a da sorduk. "Evet!" dedi "Ben de çok korktum. O sırada bugünkü ders için metinde geçen sözcüklerle ilgili çalışma hazırlıyordum"
Evet! Anlayacağınız gibi hepimiz hem şaşırdık hem de utandık. Çünkü bizi sınava daha iyi hazırlamak için hocamız gece üçlere kadar çalışırken biz uyuyorduk. Ama bu işten kim kazançlı çıktı derseniz bence hepimiz kazançlı çıktık. Şükran Hanım, öğretmenin verdiği hazzı, biz de böyle mükemmel bir insanı örnek alma şansını kazandık. Güzel günler dileğiyle...

canpo dedi ki...

Yazıyı okumaya başlamadan önce çok tedirgin oldum, acaba gidenin ardından yazılan bir methiye mi diye.....ve öyle olmadığına çok sevindim. Yazılan yorumların hepsine katılıyorum ve en çok da Uğur Hoca'nın hala onu yeterince anlatamamış olma hissine... Hani hep sahnede ölmeyi hayal eden usta tiyatrocular vardır ya Şükran Hoca'da sınıfta ölmeyi göze alırdı bence. O'nu tanımış olmak, dersine girmiş olmak benim için de büyük bir onur. 'Hanımefendi' ve 'hoca' tanımına verilecek en iyi örnektir O. Bir sihirli dokunuş gibi değdi yaşamlarımıza; ömrü uzun olsun...

Belgin Çallıoğlu dedi ki...

Sevgili Şükran hocam,
Sizin öğrenciniz olmak, sizden öğretmenin ve öğrenmenin değerini hissetmek ve insanlığınızı yakından duyumsamak tüm üniversite ve öğretmenlik yaşamımda en unutamayacağım yaşam deneyimim olmuştur. Sağolun, sağlıkla kalın değerli hocam

Hilal dedi ki...

Evet... Hocaların hocası olduğu doğru Şükran Hanımın. Benim Gazi Eğitiminde öğretmenimken, Buca Eğitimde birlikte çalışmaktan onur duyduğum öğretmenim.Uğur, dediklerine aynen katılıyor ve ekliyorum. Sevgili Şükran Hanımcım, sizi seviyorum.

FAZIL dedi ki...

İnsan hiç bir dersten kaldığı için sevinir mi? Eğer kaldığı ders Şükran hocanın dersi ise evet sevinir. Sanırım 84 yılı idi. Sınav saatini yanlış görmüşüm ve rahatlıkla geçebileceğim Şükran hocamın dersini tekrar almak (zorunda kalmıştım demeyeceğim)şerefine ermiştim. Sevgili Şükran hocam, sen çok yaşa. Sizi seviyoruz. Sevgili Uğur, kalemine, yüreğine sağlık.

Adsız dedi ki...

merhabalar uğur hocam... geçen yıl yalnızca bir ders aldım sizden ve döneme alttan aldığım, devam zorunluluğum olan bir dersle başladığım için biraz buruktum. İlk derste de gözümüzü biraz korkutmuştunuz hani :) ama hep iple çektim derslerinizi. Kitaplar, şiirler... nefes almadan dinlerdim neredeyse. şimdi yazdıklarınızı okuyarak o derste aldığım hazzı devam ettiriyorum ancak bu yazınızdan gerçekten etkilendim. deü den ingilizce öğretmeni olarak mezun olmama sayılı günlerim kaldı ama burada bahsettiğiniz nitelikte bir "öğretmen"le karşılaşamadığıma üzülüyorum. seneler mi öğretmenleri değiştiriyor yoksa hamurunda hiç öğretmenlik olmayanlar mı bu kadar yüksek mevkilere gelmeye başlamış da bu mu bizi burada anlattığınız gibi alçakgönüllü öğretmenleri tanımaktan alıkoyuyor? hani yazmışsınız ya bazıları alçak gönüllü görünür ama tavırlarıyla kibrini gösterir. peki açık açık öğrencilerini küçümseyip siz sanki kpss yi bile ilk seneden kazanabileceğinizi mi düşünüyorsunuz diyen, sınavlarını öğrencisine karşı açık bir tehdit olarak kullanan, kendi başarılarını bolca anlatıp dersle ilgili bütün konuları yalnızca öğrencilerinin sunumlarına bırakan bir üniversite hocasını nasıl bir kategoriye koyarsınız? hepsinin hakkını kesinlikle yiyemem tabi ki hocalarımızın emeği çok ama keşke üniversite hayatıma "Şükran Hanım" gibi bir öğretmen damgasını vursaydı da bu yorumlardaki gibi onu model alıyorum diyebilseydim. sanırım baya doluydum ki bu kadar yazdım, kusurabakmayın... ne diyebilirim ki artık benim nasıl bir öğretmen olacağıma daha çok kafa yormaya başladım.