23 Ekim 2006 Pazartesi

Bayramın birinci gününe uyandın...

Bugün bayramın birinci gününe uyandın. Belki ailenlesin, belki arkadaşlarınlasın, belki de yalnız. Ama sabah uyandın. Balkona ya da bahçeye çıkıp güneşe baktın. Birileri varsa yanında, sözgelimi ailen filan, onlarla kahvaltı yaptın. Sevdiklerinle birlikte içilen birkaç bardak çay, yanında peynir, zeytin filan... Daha da önemlisi, paylaşılan güzel anlar, ayrı kaldığınız sürede yaşadıklarınızı paylaştığınız konuşmalar... Yerini başka bir şey tutmaz, değil mi?

Sonra belki sevdiğin birkaç insan aradı seni telefonla, bayramını kutladı. Sen de aradın birkaç kişiyi. Kendini iyi hissettin. Ya da arayacağını umdukların aramadı seni, senin küçüğün olmalarına rağmen. Önemsemedin yine de. İyi olsunlar, yeter, diye düşündün. Sonra belki sevdiğin şarkıları dinledin, ya da görmeyi istediğin bir filme gittin. Belki de çıkıp bulunduğun yerin sokaklarında yürüdün. Belki de epeydir görmediğin dostlarınla buluştun. Ya da birilerini ziyaret ettin. Tatlılar yediniz, konuştunuz tatlı tatlı. İçinde olan sıkıntılar varsa eğer, bir süreliğine bastırıldılar kısa mutlu anlar sayesinde.

Yani belki çok mutlusun, ya da çok mutlu olmasan da, kısa ama keyif veren anlar seni ayakta tutuyor, yaşama bağlıyor.

Biraz sonra bayramın birinci günü bitecek, uyuyacaksın. Yarın ikinci güne uyanacaksın. Belki ikinci gün daha güzel geçecek. Sonra üçüncü gün filan...

Oysa Naile bugün bayramın birinci gününe uyanamadı. O yalnızca on beş yaşındaydı. Tek suçu kadın olmak, yok hayır, henüz kadın bile olamamak, küçük bir kızçocuğu olmak ve töre denilen illetin kadınları cendere gibi ezdiği bir yerde yaşıyor olmaktı. Tecavüze uğramış, gizlediği gebeliğinden bir bebeği olmuştu ve gazetelerin yazdığına göre, aile kararıyla abisi tarafından öldürülmüştü. Naile on beş yaşındayken, hiçbir suçu yokken, ailesinin "namusu" "kirlenmesin" diye öldürülmüştü. Yaşadığı küçücük ilçeden zaten hiç çıkamamış olan Naile'nin kimbilir ne düşleri vardı, ya da hiç düş kurmaya zamanı bile olmadı. Artık olmayacak da. Naile, yaşamadığı yaşamının hiç göremediği baharında iken, onun olmayan bir bayramın arifesinde öldürüldü.

Yarın yeni bir güne uyanacaksın. Ama ya Naile, Güldünya, Hatun, Ayşe, Kadriye ve daha niceleri? Dünlerini yaşayamamış, yarınları ise ellerinden alınmış kadınlara ne olacak?

Herhalde bu düzen böyle sürüp gidecek.

Sen yalnızca kendi yaşamınla, mutluluğunla ya da mutsuzluğunla meşgulken...

(Naile'nin öldürülüşüyle ilgili gazete haberi: http://www.milliyet.com.tr/2006/10/22/son/sontur19.asp)

2 yorum:

Adsız dedi ki...

SARI YAZMALI

Ya dertlisin, ya sevdalı...
Eşsiz kalmış keklik misin?
Uçamazsın, sekemezsin.
Alan almış, satan satmış
Beşik kertmesi başın bağlı
Başını alıp gidemezsin!

Yavru kuşum, bu sendeki güzellik
Başlık mıdır, harçlık mıdır babana!

Değerini biçen biçmiş
Kız evlatsın, eğeceksin boyunu
Şerbetini içen içmiş
Davul zurna gideceksin yabana!
Gelin değil yoz tarlada ırgatsın,
Kadın değil, ana değil, kul, köle.
Kargacaklım, Aybasanlım, Malyaslım,
Babandan mı miras sana bu çile?

Bir çile ki soydan soya,
Bir acı ki anadan kıza.
Yarin gider gurbet ele bekle dur.
Kiminin künyesi Kore' den gelir,
Kiminin mektubu Alamanya' dan
Kuşun kanadında gelir, okunur

Bir gece yarısı çalınır kapın
Alıp götürürler erkeğini,
Kaçak mıdır, kaçakçı mı bilmezsin.
Yüreğine kızgın hançer sokulur

Uyku girmez kalan yaşlı gözüne
Gökte misin, yerde misin
Bekleyişin ezgi olur, açılır,
Türkü olur yaprak yaprak dökülür:
"Pencerelerde perde misin?"

Karakışta limon fidesi gibi
Isıtırsın yetimini koynunda.
Boynu bükük büyütürsün yavrunu.
Avucu kınalı, gözü sürmeli,
Tabanı nasırlı, eli kazmalı,
Kara toprak ellerinde un ufak...

Ellerinde bir tek tohum
Dolu dolu, sarı sarı bir başak!
Al paçalıklı sırtı küfeli,
Başı çifte çifte sarı yazmalı
Siler gibi alınterini çevrene
Bu kara yazıyı alnından silip
Kendi özyazını, kendin yazmalı!

Rıfat Ilgaz
(Cide, 1978)

Bu yazgı değişmeli!
Yarınları, özlemleri, umutları, sevdaları çalınmış tüm Nailelere ve özgürlük savaşı veren tüm kadınlara selam olsun!
Canan Koç

sally dedi ki...

Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde 5.sınıf Öğrencilerimden biri birgün okula gelmemeye başladı. Sorduğumda aldığım cevap:''Öğretmenim, o evlendi, kocası izin vermez ki...'' Öyle doğaldı ki cevap, garip olan benim şaşırmamdı. Evine gittim, evet, okutulmayan diğer kızların evlerine gittiğim gibi... Göz yaşlarıyla ıslanmış mektuplar taşıdım evlendirilen kızlardan okula devam eden kızlara... Babaları düşman belledi beni, bazıları(!)''çıkıntı'' gördü,''belanı arama'' dedi... Aşiret kuralları vardı. Rahatsız ettim ya onları, rahatsız da edildim çok... Kapıma yazılar bırakıldı, yollarda önüm kesildi. Sevildim ya, nefret de edildim bu anlamda... Ah Urfa! Kaç çocuğum gömülü sende, yaşayan ölü çocuklarım? Ama ne onların umudunu tüketebildin ne de benim azmimi... Öylesine sarılmışız ki ne yana bakarsak bakalım karşı duracak, direnecek, mücadele edecek bir şeyler var. İnsanlar kendi canları doğrudan yanmadan tepki göstermiyorlar nedense. Lütfen her şekilde elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce kınayalım, cezaların artırılması için sesimizi duyuralım. Lütfen sahip çıkalım. İnsan olduğumuzu unutmayalım, unutturmayalım.